Tüm Yazılar

Alaz Erdost ve Abdurrahim Semavi 12 Eylül’ü CNN TÜRK’e söyledi

12 Eylül 1980’in 42. yıl dönümünde, darbe döneminde Mamak Cezaevi’nde dövülerek öldürülen yayıncı İlhan Erdost’un kızı ve Diyarbakır Cezaevi’nde işkence gören Abdurrahim Semavi yaşadıklarını CNN Türk editörü Serdar Korucu’ya söyledi. Babası öldürüldüğünde 5,5 aylık olan Alaz Erdost, “Özür değil, yüzleşilsin istiyoruz ki yenileri olmasın, hepimiz babasına baba diyebilsin, ben babamın kokusunu bilmiyorum” dedi.

ALAZ ERDOST: YÜZLEŞİLSİN Kİ HERKES BABASINA BABA DİYEBİLSİN, BEN BABAMIN KOKUSUNU BİLMİYORUM

12 Eylül darbesinde resmi verilere bakılırsa 650.000 şahıs gözaltına alındı. 171’i cezaevlerinde işkence sonucu, ortalama 300 şahıs yaşamını yitirdi. Ankara’daki Mamak Cezaevi’nde dövülerek öldürülen yayıncı İlhan Erdost’un kızı Alaz Erdost ve Diyarbakır Cezaevi’nde ortalama 7 yıl süresince işkence gören Abdurrahim Semavi, CNN Türk editörü Serdar Korucu’ya konuştu.

“Babam 7 Kasım 1980’de öldürüldüğünde ben 5,5 aylıktım” diyen Alaz Erdost, kendisinden iki yaş büyük ablasının babasıyla fotoğraflarının bulunduğunu söylemiş oldu ve o günlerle ilgili olarak “Fotoğraf çektirmeyi seven bir aile fakat o şekilde bir dönemden geçiyorlar ki benimle fotoğraf çektirmeyi bile düşünememişler” ifadelerini kullandı.

Darbe döneminde babası İlhan Erdost ve amcası Muzaffer Erdost’un “yasak gösterim bulundurmaktan” gözaltına alındığını söyleyen Alaz Erdost, “Benim babamın daha ilkin hiçbir tutuklanma ya da gözaltı sonucu yoktu. O gösterim da yasak değildi. O yayının yasak olmadığı daha ilkin de ortaya çıkmış ve bir tutanak da tutulmuştu” dedi.

Babası ve amcasının 7 Kasım’da bir askeri araca bindirildiğini, dört er ve bir astsubay tarafınca ölümüne dövüldüğünü belirten Erdost, “Hatta babam ‘Minik kızımı uyandırmaya kıyamadım öpmeden geldim, bizi dövdürmeyin’ diyor. Sadece astsubay ‘İçerisi sizin zehirlediklerinizle dolu’ diye cevap veriyor. Babam ve amcam Marksist-Leninist klasikleri basan Sol ve Onur yayınlarının sahibiydi. Ben maliye okudum, okulda onların bastıklarını okul kitabı olarak okudum” diye konuştu.

Babasının, amcasının gözleri önünde dövülerek öldürüldüğünü söyleyen Alaz Erdost, ailenin haber alışını şu şekilde konu alıyor: “Anneme iyi mi söyleyeceklerini bilemiyorlar. Hepimiz gözlerini kaçırıyor. Ilkin mide kanaması geçirdiğini söylüyorlar fakat başka bir şey olduğu oldukca açık. Bir okurmuş şeklinde Cumhuriyet gazetesini arıyor ve Uğur Mumcu telefonu açtığında kendisini asla tanıtmadan ‘İlhan Erdost ile ilgili bir haber duyuyoruz, doğru mu?’ diyince Uğur Mumcu ‘Evet, maalesef İlhan Erdost’u kaybettik’ diyor. Annem bu şekilde öğreniyor.”

“Annemin acısı da, aşkı da, uzamış yası da oldukca büyük. 7-8 yaşlarındayken her sabah uyandığımda annemi salonda ağlarken bulurdum. Edip Akbayram’ın ‘Hasretinle Yandı Gönlüm’ şarkısını dinlerdi” diyen Erdost, kendisinin uzun vakit babasının trafik kazasında yaşamını kaybettiğini düşündüğünü, seneler sonrasında salonda kendisinin görmesi için bırakılan bir dergide işkenceyle öldürüldüğünü öğrendiğini aktardı.

Alaz Erdost, babasının eşyalarını ilk kez Utanç Müzesi’nde gördüğünü söylemiş oldu ve “Babamın ayakkabısının tekini gördüğümde aklıma Hrant Dink geldi” dedi. Erlerin birer piyon bulunduğunu düşündüğünü belirten Erdost, “Babamın davası AİHM’de. İç hukuk yolları tükendi. Mahkeme tutanağında vakit aşımına uğrama sebebi olarak ailenin dikkatsizliği gösteriliyor. Ben iyi mi dava açmayı dikkatsizlik etmiş olabilirim ki?” dedi ve darbe periyodu komutanlarını korumuş olan geçici 15. maddenin 2010 senesinde kaldırılmış olmasına karşın bu süreçte aslına bakarsan vakit aşımının yaşandığının altını çizdi.

Erdost, “Özür değil, yüzleşilsin istiyoruz ki yenileri olmasın, hepimiz babasına baba diyebilsin. Benim evim kitaplarla dolu. Evim kitap kokuyor. Ben evimin baba kokmasını arzu ederdim. Babamın kitap kokmasını arzu ederdim fakat ben babamın basmış olduğu kitapların kokusunu biliyorum. Babamın kokusunu bilmiyorum. Şu sebeple ben onu koklayamadan onu öldürdüler” dedi.

ABDURRAHİM SEMAVİ: 90 GÜNDE 90 YILLIK ÖMRE BEDEL İŞKENCE GÖRDÜM

Mardin’in Nusaybin ilçesinde doğan ve darbe esnasında 16 yaşlarında olan Abdurrahim Semavi, Diyarbakır Cezaevi’nde yaşadıklarını söyledi. “Lise 2 öğrencisiydim. Okula gitmeye başladık. 3 Aralık’ta okula ortalama 400 civarında askerle operasyon yapılarak alındım” diyen Semavi ilk olarak Nusaybin Tank Taburu’nda tutulduğunu söylemiş oldu ve “Mardin’de 90 gün süresince 90 senelik ömre karşılık bir işkence gördüm. Doğuda, güneydoğuda ve bir ihtimal İç Anadolu’da meydana getirilen işkencelerin doruğu yaşanıyordu” dedi.

Gözaltında nerede yiyecek yediğini ya da kime merhaba verdiğini söylemenin bile o kişilerin yakalanmasına niçin bulunduğunu belirten Abdurrahim Semavi, “O 90 gün iradeyi korumak muhteşem bir güç gerektiriyordu” diye konuştu.

Mardin’den 93 gün sonrasında Diyarbakır Cezaevi’ne sevk edildiğini aktaran Semavi, o günleri şu şekilde söyledi: “O dönem Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananlar geniş kitlelere yansımamıştı. 6 yıl, 7 ay 11 gün kaldım fakat hep tutukluydum. Cezam kesinleşmemişti. Hücrelerde ilk tanıştığımız bir köpekti. Co isminde cezaevi iç güvenlik amiri olan Esat Oktay Yıldıran’ındı. Köpeğe ya istendiği şeklinde tekmil verilmesi gerekiyordu ya da sizi tırmalardı ve kanı da yalardı.”

Abdurrahim Semavi, bigün kendisine çikolata verileceği söylendiğinde onun yerine ağzına tıraş köpüğü sıkıldığını açıkladı ve “Banyo yapmak ister misin dediklerinde, bunun aşağıdaki foseptik çukuru bulunduğunu hepimiz biliyordu. Yiyecek yiyecek istersen fare ikram ederlerdi” dedi.

Hakkarili ve Türkçe bilmeyen 83 yaşındaki bir muhtarın marşları ezberleyemediği için şiddete maruz kaldığını söyleyen Semavi, “O yaşlı muhtarımız komalık oldu. Yaşlı amca hemen sonra vefat etti” dedi.

O dönem görüşmede Kürtçe konuşmak yasak olduğundan dolayı babasının Türkçe bilmeyen annesine Nusaybin’den Diyarbakır’a gelene kadar “Oğlum nasılsın?” cümlesini öğretmeye çalıştığını belirten Abdurrahim Semavi, “Annem ‘Oğul iyi mi?’ diyebildi ve yığıldı. ‘Bu benim oğlum değil, benim oğlumu getirin’ diye Kürtçe feryat attı. O çığlıkla birlikte tekmeleye tekmeleye uzaklaştırdılar” diye konuştu.

“Diyarbakır Cezaevi’nde en can alıcı şey feryat duymaktır” diyen Semavi, Özal döneminde erken tahliye bulunduğunu söylemiş oldu sadece faili meçhule gitmemek için annesinin babasının cenazesine bile vasiyetlerinin de gereği olarak gidemediğinin altını çizdi.

“Tanrı bizlere cezaevinde hidayet nasip etti. Kur’an ile tanıştık” diyen Semavi, “Bugünkü Cumhurbaşkanımızdan bilhassa Diyarbakır Askeri Cezaevi’nin onur müzesi haline dönüştürülmesi talebinde bulundum” ifadelerini kullandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu